Ailesinden…
Biz Rüstem Akdağ’a 8 kişi BABA diye hitap ettik…
O öyle bir babaydı ki kocaman kalbi sevgi dolu, çocukluğumuzun kahramanı, gençliğimizin idolüydü. Hep bizi düşündü bir ömür, hep bizim geleceğimizi inşa etmek için uğraştı. Bizim rahatımız için feda ederdi kendi rahatını. En büyük mutluluğu bizim mutluluğumuzdu. Bizler için o, her ihtiyacımızı karşılayacak güçte, yetenekte ve en önemlisi istekte biriydi. Son derece yoğun iş hayatına rağmen eşini, ailesini, dostlarını, hayır işlerini asla ikinci plana atmadı. İnce ruhluydu, eşinin merakları ve sevinçlerine ortaktı. Eşine verdiği kıymet ile, onu her ortamda el üstünde tutması ve sevgisi ile çok mutlu bir evlilikleri oldu.
Hoşsohbetti. Tecrübelerini, yaşadıklarını, hatta kendisinden önceki nesillerden duyduklarını sürekli aktarma, paylaşma gayretindeydi. O güzel sesiyle verdiği nasihatlerini, kendi ibret dolu hayat hikayesini, ‘maceralarını’ hep zevkle dinlerdik. Küçüklüğünden beri ticaret hayatının içinde olması, akademiden iş hayatına, köylerden bürokrasiye, diyanetten siyasete, sanata ait çok farklı çevrelerle tabii bir iletişim içinde bulunması ona istisnai bir birikim kazandırmıştı. O bu inanılmaz zenginliği bizlerle bir ömür boyunca bıkıp usanmadan paylaştı.
O, maneviyatıyla Asr-ı Saadet dönemindeki insanları bizlere hatırlatan bir ulu çınardı. İlerlemiş yaşına ve Erzurum’un soğuk kış şartlarına rağmen sabah namazlarını cemaatle kılmayı düstur edinmişti. İbadet için azami vakit ayırırken bu dünyadan zevk almayı da bilirdi. Sanatçı bir ruha sahipti; şairdi. Teknolojiye, seyahate, yeniliklere meraklıydı. Çok açık görüşlü bir insandı, bağnazlıkla arasında tabi ve büyük bir mesafe vardı.
Onun evlâdı olmak; sınırsız bir sevgi ve güven ortamında büyümek, başınıza gelen güzel şeylerde de hep onun emeğinin ve izinin olması, karşılaştığınız zorluklara karşı da dayanma gücünü bulabilmeniz demektir. Ailenin ve birlik içinde olmanın çok değerli olduğunu unutmamak demektir. Merhameti, fedakarlığı, çalışkanlığı, şükretmeyi bilmek, hep iyi bir Müslüman olmak için gayret etmek demektir.
Onun en benzersiz özelliği ise yüreklere dokunmayı bilmesiydi. Hayatının her döneminde, her yaştan, her çevreden sayısız dostluklar kurdu; elindeki bütün imkanları, bitmeyen bir enerjiyle gönüllere girmek, insan kazanmak için kullandı. İnsanları yargılamaz, kusurları ve yanlışları güzel üslubuyla kalp kırmadan düzeltirdi. Hayattan keyif alırken, kendi şahsından öte, karşısındaki veya çevresindeki insanların da keyif aldığını görmekten tarif edilmez bir mutluluk duyardı. Çevresine dağıttığı pozitif enerjiden pay alan insanların mutluluğu, babamızın hayat kaynağının pınarı idi. Onu en çok sevenlerin biz evlatları olduğunu düşündük belki, ama o herkesin sevgilisi olarak ayrıldı aramızdan. Yokluğuna asla alışamayacağız ama tüm varlığımızla onun öğrettiklerini yani en kıymetli mirasını yaşatmak için çabalayacağız.
‘Rüstem Akdağ’ın torunlarıyız’ demek o kadar güzel ki…
Dedemizle beraber vakit geçirdiğimizde dünya bir anda çok daha neşeli, eğlenceli, güvenli, keyifli bir yere dönüşürdü. Onun yanındayken üzgün kalamazdık, yüzümüze daima bir tebessüm yerleştirmeyi başarırdı. Hayat dolu sohbeti bambaşkaydı. Her birimizle iletişimi ayrı ve özeldi, hepimizin ilgilerini ve yeteneklerini bilir, bizi dinler ve daima desteklerdi. Onunla konuştuğumuzda bizim için en iyisini istediğini hissederdik. Dedelik vasfının yanısıra çok tatlı dilli ve samimi bir arkadaştı da. Öyle bir arkadaş ki, biz dedemizi yaşıtlarımıza anlatmaya doyamaz, arkadaşlarımızı da onunla tanıştırmaya çalışırdık.
O yaşı büyük olduğu için dede olmamıştı, kalbi büyük olduğu ve herkesi kucaklayabildiği için aslında onu tanıyan tüm çocukların dedesi olmayı başarmıştı. Biz çocukken o da bizimle çocuk oldu; bize masallar anlattı, bize Kuran-ı Kerim öğretti, bizimle oyunlar oynadı, şakalaştı. Biz genç olduk; bizim sırdaşımız oldu, kocaman sandığımız küçücük dertlerimizi dikkatle dinledi, çözümler üretti. En önemli günlerimizde yanımızda hep dedemizi gördük biz. Gülen güzel gözleriyle bizim her yaşımıza hitap etti.
Ona kalben bu kadar yakın olup, fiziken de bir o kadar uzak olmanın hüznündeyiz. Ama biliyoruz ki duygular kolay kolay ölmez çünkü bu güzel duyguları besleyen nice anımız var. Dedemizden bizlere kalan en önemli miras ise ondan gördüğümüz gibi herkesi kucaklayan sevgi dolu bir yüreğe sahip olmayı başarabilmek, bize öğrettiklerini bir ömür boyu hatırlayıp onun gurur duyacağı insanlar olmak olacaktır.
*
Rüstem Akdağ hayatı, kendisinin deyimiyle ‘roman olacak’ bir zenginlikte yaşadı. Ve çevresinde bulunanlar, bilhassa biz ailesi, bu zenginlikten onun tatlı sohbetleri vasıtasıyla istifade ettik. O, hafızamızda hep güzel hatıraları ile yer alacak.
Kulaklarımızda güzel sesiyle dinlediğimiz Kuran-ı Kerim sedası var hâlâ. Artık en güzel dualarımız, okuyacağımız Kuranlar onun için.
Biz ondan razıyız, Rabbimiz de ondan razı olsun.
Zöhre – Murat & Elif – Nevin & İhsan – Filiz & Harun – Ahmet & Canan – Esranur & Cem – Kerem & Nursena – H. Eren – Ahmet – Meryem – Beyza – Alperen – Revna – Muhammed Eren – Halit Hayri – Yusuf Rüstem



























