Uncategorized

Ahmet Fidan

Yiğit Bir Erzurumlunun İzini Sürmek:

Bir Erzurum Beyefendisi olarak

Rüstem Akdağ

Erzurum için kitaplarda “Güçlü şehir varlığı ve vilayet sınırları içindeki coğrafi alan itibariyle tarih boyunca önemini korumu, nadir yerlerdendir. Şehirlerimiz, yüzyıllar boyunca oluşturdukları kimlikleri 20. Yüz yıla taşıdılar. 20. Yüz yıl dünyanın ve özellikle Türkiye’nin hızlı değişimler yaşadığı bir çağ oldu. Türkiye tarihinin yüz yılın başındaki dönüşümü, sonraki dönemlerde hızlı nüfus artışı ve iç göçlerle birlikte bütün dünyanın tesirlerini hissettiği ulaştırma ve haberleşme alanındaki baş döndürücü gelişmeler mahalli yapıları, şehir kimliklerini ve hatta ülke kimliklerini değişime zorladı.”

Bu güzel tespitlerden yola çıkarak Erzurum’a bakınca iki önemli gerçekle karşı karşıya kalınır. Asırların izini taşıyan kadim şehir, öyle ki her köşe bucağı tarih kokan ve Palandöken dağı kadar vakur ve saat kulesi gibi dimdik.

İkincisi ve en önemlisi şehirde yaşayan ve şehrin kadim kültürünü yaşayarak, yaşatarak kendinden sonraki nesillere aktaranlar. Erzurum kültürünü özgün kılan iki unsur daima at başı gitmiştir.

 Vakur kimliğinin yanında imbik imbik tarihin pınarından akan ve o harika kimliğe tıpkı nöbet değişimi gibi hizmet eden  ikinci grupta işaret edilen nice   muazzez isimler vardır. Bunların pek çoğu aramızda yaşıyor ama bir kısmı zamanı gelince aslı vatanına terhis oluyor.

Erzurum irfan ve kültürüne sessiz ve derinden hizmet edenlerden birisi de Corona 19 virisunün elimizden aldığı Rüstem Akdağ beyefendidir.

Rüstem  Akdağ beyi yakından tanımak ve yukarıda ana hatları çizilen şehir ölçeğinde anlamak, yeni nesiller için son derece zor. Hele anlatmak epeyce meseledir. Çünkü sanal âlemin esiri yeni nesillerin maziye özellikle manevi değerlere ilgileri nerdeyse kopmuş durumda.  Söz konusu bağı kurmak için nereden başlamalı?

Televizyonun olmadığı dönemlerde Erzurum derin bir muhabbet kuşatmasında hayat buluyordu.  Şehirdeki muhabbet hâkimiyetinin tesisinde her caddenin ve mahallenin bir kanaat önderi vardı. Sözleri kanundu.

Bu satırların yazarının hatırladığı kadar Cumhuriyet Caddesinde Lalapaşa Camiinin karşısında Çamaşırcı Sırrı bey, Ulucami Civarında Gömlekçi Hatem Usta, Taşmağazalarda Kuyumucu Bahattin Sarıoğlu, Gürcükapıda  Erçikli Hacı  Hüseyin Egendi. O kadar çok ki.

Eski hapishanenin karşısında, Erzincan Kapıdan Yeni kapıya çıkan caddenin hemen sağında Rüstem Akdağ vardı. Fırının bir köşesi her sınıftan insanın uğradığı bir mekândı.

İmam, müezzin, memur, esnaf, akademisyenlerin selam verip oturduğu muhabbet ettiği bir mekan. Sadece kadayıf değil aynı zamanda muhabbetin harman olduğu bir mekân.   Rüstem Akdağ aynı zamanda bir kanaat önderi. Sözü dinlenen saygı duyulan bir sima.

Rüstem Akdağ’ın kanaat önderliğinde iki şey çok önemlidir. Birisi aile muhiti. Çünkü  Akdağ kardeşlerin tamamına yakını esnaf ve çevrede  dürüstlüğü ile tanınmaktadırlar. İster Yahya, İster Sadullah bey hepsi rahmetle anılmağa değer insanlardır.

Ama Rüstem bey’in doldurulmayacak yeri başkadır. Duruşu, insan ilişkileri son derece vakur, ama aynı zamanda mütedeyyin bir Müslümandır.

Zamansız aramızdan ayrılması ve asli vatana terhisi şüphesiz aile için büyük bir kayıptır ama en çok Erzurum için kayıp olmuştur.  Onun dostluğunu kazanmış biri olarak elbette her daim rahmetle anacağız. Hatıralarını gönlümüzde yaşatacağız.

Sözlerimin bir vesikası olmak üzere kendisi ile ilgili bir hatıramı buraya kaydetmek isterim.

Yıllar önce Erzurum İmam-Hatip Lisesinde öğretmenim. Bir arkadaş benden borç para istedi. İstenilen para maaşımın dört katı. Bende yok. Bulmaya çalışacağım, dedim.

Rüstem ağabeyiye gittim. Ondan istedim. Derdi ki :

-Hoca bu parayı kendin için mi istiyorsun?

-Hayır, bir arkadaş için. Dedim.

-O arkadaşın memur mu esnaf mı? Dedi.

Esnaf,  dedim.

-“Hocam, bu dükkândan ne istersen al, sana feda olsun. Para da veririm.  Ama sana bir ölçü vereceğim. Bir esnaf bir memurdan borç istiyorsa o iflas etmiştir.  Kendini zora sokma.” Dedi. Bir iki hafta sonra o esnaf arkadaş iflas etti.

Ama işte bu güzel söz bende çok kıymetli bir hatıra olarak kaldı.

Rüstem Akdağ beyefendiye Allah’tan rahmetler niyaz ediyor, dünya ve ahirete müteallik haklarımı helal ediyor, hakkında hüsnü şehadette bulunuyorum.

Sevenlerine,  Başta Sayın Bakanımız Recep Akdağ olmak üzere Akdağ ailesine ve özellikle Erzurumlulara taziyelerimi sunuyorum.